Adel Ben! Memnun Olunuz! / Evrim Emeksiz

KİMİN HİKÂYESİ? (Adel Ben! Memnun Olunuz! Üzerine)

Hazırlayan: Meral Harmancı Mcdermitt

“Kimim ben” sorusuna verilebilecek binlerce cevap bulabilir insan. Uzun uzun tasvirlere girişebilir. Kim olduğunu en abartılı ya da en nesnel şekilde açıklamaya çalışabilir en başından. Bu hikâye de ‘kimim ben’ sorusuyla açılıyor, ancak sorunun cevabı tersinden veriliyor. Anlatıcı, nam-ı diğer ‘Adel’ kim olmadığını tane tane tarif ederken gözümüzün önünde canlanıveriyor eti kemiğiyle.

Evrim Emeksiz’in ilk hikâyesi “Adel ben! Memnun Olunuz!” gerçekten de bize bir karakter tanıştırıyor. Emir kipi taşıdığına bakmayın Adel’in hallerindendir, yoksa kimseye zorlama yapmaz. Zaten tanıştığınıza memnun olmamanız imkânsız gibi. Öyle renkli, öyle taze, öyle hayat dolu ki, daha çok anlatsın, daha çok konuşsun istiyorsunuz. Anlattıkları da hemen hemen herkesin hayatında olan bitenden ibaret. Bu yüzden de çok tanıdık geliyor, ama onu farklı kılan anlatım biçimi. Buna sonra değiniriz, önce biraz hikâyeden bahsedelim.

Esas hikâyenin ne olduğunu tabii ki söylemeyeceğim, ama okuyucular için biraz tanıtmak gerekirse, kısaca bir genç kadının hikâyesi diyebiliriz. Adel’in çocukluğuna inmesi, genç kızlık cağı, dünyaya bakışı, iletişim kurma biçimi, çevresindekileri anlamaya çalışması, sezgileri, gözlerinde parıldayan ışık, ve elbette hikayesinin yaratıcısına dönmesi, yani annesi Ida. Ida’nın penceresinin açılması, hikâyenin annenin eksenine kayması, ya da belki de hikâyenin hep Ida’nın hikâyesi olması, öyle naif, öyle sıcak, öyle samimi ki…

Bu hikâyeyi samimi kılan en önemli unsur kadın hikâyesi olması gibi geliyor bana. Ya da beni en çok bu yönüyle cezbetti. Elbette herkes alıp okumalı ama kadınların daha başka bir tatla, daha başka bir hisle okuyacaklarını düşünüyorum. Sanırım bunu düşündüren şey Adel’in ve İda’nın cinsiyetlerini unutmadan konuşmaları, konuşturulmaları. İkisi de kadın kadın ifade ediyor kendini, çocukluk dönemi bile kız çocuğu olarak beliriyor. Elbette bunu yazarın kullandığı dil yaratıyor. Kadın olduğunu unutmadan yapılan anlatım, hikâyeyi özel, güzel, samimi kılan en önemli nokta.

Hikâye anlatıcılığının genç kadından annesine doğru gitmesi de kadınca bir durum. Geleneksel ataerkil anlatıda babadan oğula aktarılan miras, bu hikâyede kadınlar arasında ve tersine doğru işletilerek dönüştürülüyor. Sanki kadınlar köklerini hatırlamalı ve buna tutunmalıymışlar gibi… Adel’e annesinden kalan çok şey var sözlü anlatımda; ama yazınsal düzlemde anlatı Adel’den Ida’ya doğru işletiliyor. Bir anlamda Adel, yaratıcısına, köklerine dönüyor. İşte bu anlatım biçimi de hikâyenin tadına tat katıyor.

Evrim Emeksiz, hikâyesini öyle yalın, öyle dolaysız anlatıyor ki belki Adel’in kendi deyişi de olabilecek bir ifadeyle ‘neyse o.’ Uzun zamandır okuduğum hikâyeler içinde en fazla diyalog içerenlerden biri. Cümleler gündelik yaşantıdan alınmış, gerçekliğine uygun ifade edilmiş. Öyle adalı ifadelere, bol sıfatlı tasvirlere yer verilmemiş. İşte burası ilginç. Diyaloga dayalı hikâye yazmak zordur. Okuyucuya çok boşluk bırakırsın ancak okuyucunun tüm boşlukları doldurması yorucu olabilir. Dolayısıyla okuma sureci ağır ve zor bir hal alabilir. Fakat yazar öyle ustalıkla kuruyor ki iletişimi, okuyucu olarak adeta olup bitene canlı bir şekilde tanıklık ediyorsunuz. Bütün atmosfer de gözünüzün önünde şekilleniyor. Hikâyeyi bu yalınlıkla resmetmek zor olsa da üstesinden gelinmiş. Tebrik etmek gerek yazarı.

Hikâyenin biçimsel özelliklerine şimdi değinebiliriz. Diyalogların ağırlıkta olduğu bu metin, biçimsel olarak açık bir yapı kuruyor. Okuyucuya daha fazla alan açan bu metin, her okuyan tarafından farklı şekillerde doldurulabilecek boşluklarla zenginleşiyor. Temel izleğini çizerken, çoklu anlamlar üretilmesine alan açıyor. Okuyucuyu etkileşim içine sokarak aktifleştiriyor. Okuyucu boşlukları doldururken nefes alıyor.

Günümüz okuyucusunu daha kolay kavrayabilecek en önemli biçimsel özelliklerden bir diğeri de anlatımın sıçramalı, sinematografik oluşu. Okuyucu kitap okurken sanki bir sinema filmi seyrediyor, bir andan başka bir ana sıçrıyor. Bu durum ana hikâyeyi oluşturan hikâyeciklerin de bir anlamda bağımsızlaşabileceğine işaret ediyor. Mesela hikâyenin ana izleğini bilmeyen biri açıp herhangi bir bölümü okusa bile kendi içinde bütünlüklü bir kısa hikâye özümsemiş olur. İşte böyle sıçramalı bir şekilde kaleme alınan bu hikâyecikler de bizi esas hikâyeye götürüyor.

Evrim Emeksiz bu ilk denemesiyle okurların karşısında gururla dursa yeri var, çünkü cesaretle, riskler alıp, en az sözle en çok şeyi anlatabilmeyi başarmış. Böylece bizlere de bu samimi, bir o kadar naif, bir o kadar renkli hikâyeyi okumak kalıyor.

Meral Harmancı Mcdermott

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.


*