“DENEME, AMERİKA’YI YENİDEN KEŞFETMEYE AÇIK DEĞİLDİR!” / Faruk Duman

Edebiyat türleri içinde kendine yer bulamayan her metnin deneme olduğu yolunda yaygın bir kabul olduğunu görüyoruz. Size göre, gerçek bir denemenin alamet-i farikası nedir? Adına ‘deneme’ denmesi bile okurla mesafeyi biraz açıyor olabilir mi?

“Adı üstünde deneme” meselesine girmeyeyim ama denemenin öncelikle bir edebiyat metni olması lazım bana göre; şiir, öykü gibi bir tür. Türkiye’de bunu eleştiri, makale gibi görme eğilimi var ki, bu bence yanlıştır. Benim kafamda da böyle bir şey olsa yazmazdım, yazamazdım. Bir, eğitimimi bunun için yeterli bulmazdım; iki, sıkıcı bulurdum. O nedenle de hiç başlamazdım ama hem bizimkilerde, hem çeviri denemelerde benim aradığım, her zaman edebî tat olmuştur. Bir öykü okunurken insana nasıl haz veriyorsa iyi bir Calvino denemesi de o hazzı verir. Iyi deneme iyi düzeyde okurlar için olmazsa olmaz bir edebî türdür diye düşünüyorum. Şimdilerde kısa roman mı, novella mı, öykü mü, ne olduğu tam net olmayan metinlere anlatı deniyor ya… Denemenin tanımında da, daha doğrusu terimleştirilmesinde de öyle birşey düşünülmüş olabilir, çok araştırmış olduğum bir konu değil. Aslında çok önemli de değil nasıl oluştuğu, bir süre sonra söyleye söyleye, o tanımın kökenini artık düşünmüyoruz bile. Ama ilk örneklerden, Montaigne’den bugüne; metnin içeriğine, rengine baktığınızda öznellik-kişisellik yansıtan, estetik bir kurgusu olan bir türdü deneme. Tanımlama, terimleştirme zorluğu çekildiğinden böyle bir isim konulmuş olabilir. Nihayetinde bugün aslında denemeye deneme demiyor olsaydık, belki de anlatı deyip geçtiğimiz metinlere diyor olabilirdik.

(Devamı)

İlk Yorumu Siz Yapın !

Yorumlar

E-posta bilginiz gizli kalacaktır.


*